BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

1 Mart tezkeresi emperyalizmin yüzüne vurulan bir tokattır

1 Mart tezkeresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde reddedilmesinin 18. yıldönümünü dün kutladık. AKP iktidarının, ABD'nin Türkiye üzerinden Irak'a askeri bir müdahalede bulunmasına izin vermeyi amaçlayan 1 Mart tezkeresinin Meclis'te reddedilmesinin üzerinden tam 18 yıl geçti. Eğer tezkere kabul edilseydi 65.000 ABD askeri, bugün hâlâ hava unsurlarıyla birlikte ülkemizin güneydoğusunda konuşlanacak, ayrıca pek çok askeri üs ve tesisimiz de bu birliklerin kullanımına açılacaktı. Türkiye bir cephe ve karargâh ülkesi haline getirilecek ve savaş ortamına sürüklenebilecekti. Bu değerlendirmeyi neden yapıyorum ABD'nin böyle örnekleri dünya üzerinde sayamayacağınız kadar çok. ABD Savunma Bakanlığı verilerine göre ABD üslerinin mali değeri, 800 milyar dolar civarında olup bu üslerde bulunan askeri personel sayısı ise, yaklaşık ikiyüzbin civarında. ABD'nin dünya üzerinde çeşitli ülkelerde 800'e yakın üssü bulunmakta bunlardan bazıları ise 90'a yakın üs Almanya'da bir o kadar Japonya'da bulunmakta Ortadoğu'da Güney Kore gibi ülkelerde konuşlanırken şimdi de Yunanistan'ın Türkiye sınırına yaklaşık 40 km uzaklıktaki Dedeağaç'ta yeni bir ABD üssü kurulduğu bilgimiz dahilindedir. Diğer taraftan biliyoruz ki ABD bugüne kadar emperyalist faaliyetleri için girdiği hiçbir ülkeden de çıkmamıştır. Tekrar konumuza dönersek, Hükümet tezkeresinin reddedilmesi TBMM'nin tarihinde son 60 yılda aldığı en önemli kararlardan biridir. 22. Dönem tüm CHP milletvekillerinin onurlu direnişi ve 99 AKP milletvekilinin de tezkereye destek vermemesi sonucunda tezkere Mecliste kabul edilmemiştir.

ÖNDER SAV'IN TARİHİ 1 MART TEZKERE MECLİS KONUŞMASI

CHP Genel Sekreteri Ankara Milletvekili Önder Sav 1 Mart 2003'te tezkerenin reddedilmesini talep eden ve süreci değiştiren o tarihi konuşmasında genel kurul tutanaklarından aldığım üzere şöyle diyordu ''Biz "önce insan" diyen bir düşüncenin temsilcileriyiz; sizin ıstırap çekmenizi istemeyiz, ama, seksenbir yıldır savaş yüzü görmemiş ülkemizin başı derde girerse, ama sonu gelmez sıkıntılar insanlarımızın yakasına yapışırsa, ama bir tek Mehmetçiğin tabutu omuzlarda yükselirse, sizi, biz de affetmeyiz, Türk halkı da affetmez, seçmen de affetmez! Son sözlerimi söylüyorum. Yokluk içinde, bağımsızlık savaşı veren bir ulusun milletvekilleri olarak, bir komşu Müslüman ulusun bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne, doğal kaynaklarına el uzatılmasına izin vermeyiniz. Kendisi yalınayak cepheye mermi taşıyan, kağnı arabasının arkasında yürüyen, bebesinin örtüsünü "devlet malıdır, nem kapmasın" diye mermilere örten analarımızın, ninelerimizin kemiklerini sızlatmayalım. Geliniz, yüce Atatürk'ün Dolmabahçe önünde demirlenmiş düşman zırhlılarına bakarak ve yumruklarını sıkıp "Geldikleri gibi gideceklerdir" dediği gibi, biz de İskenderun limanına demirlemiş olan düşman gemilerine ve Türkiye'ye akın akın gelen Amerikan askerlerine "Geldikleri gibi gitsinler" diyelim. Bu tezkereye ret oyu kullanalım diyorum; hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.'' diyerek konuşmasını tamamlıyor, 533 Milletvekilinin katıldığı, 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oyunun kullanıldığı. Ancak, Anayasa'nın 96. maddesinde öngörülen 267 salt çoğunluğa ulaşılamadığı için tezkere 3 oy farkla reddedilmiş oluyordu. ABD ise bu karardan 8 yıl sonra geride 500 bin insanın yaşamını yitirdiği acı gözyaşı ve parçalanmış bir ülke bırakmış petrol rezervleri üzerine oturarak Irak'ı terk etmişti.

DOSTLAR SINIFINDA(!) BİR ALİ BABACAN VE DUBAİ ANTLAŞMASI

Diğer taraftan bugünlerde dostlar(!) sınıfında olan Ali Babacan'ın da içinde olduğu ve yakın tarihte görülmemiş derecede bir teslimiyet anlaşması olan Türkiye'ye açılacak krediyi ABD ile Irak'ta kurulacak askeri iş birliğine ve Türk askerinin Kuzey Irak'a gönderilmemesi şartına, bağlayan Meclis'in bilgisi dışında, 8,5 milyar dolarlık kredi veya onun yerine 1 milyar dolarlık hibe şeklindeki Dubai anlaşması Ekim 2003'te imzalanmıştı. Ama teskerenin reddi ile bu anlaşmada turnusol kâğıdı gibi su yüzüne çıkmıştı. Anayasamızın 92. maddesi sadece uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde yabancı askerlerin Türkiye'de bulunmasına izin vermektedir. Oysa Irak'a yapılan hareketi meşru sayan bir Birleşmiş Milletler kararı yoktur. O nedenle yabancı askerlerin Türkiye'de bulundurulması ve Irak'a geçirilmesi Anayasamıza açıkça aykırı olacaktı. Amerika'nın Türkiye üzerinden Irak'a harekâtına izin verseydik, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun "Saldırganın Tarifine" ilişkin 3314 sayılı kararının 3. maddesinin (f) fıkrasına göre biz de saldırgan ülke durumuna düşecektik. Tüm bunların yanı sıra bu karar uzun zamandır unuttuğumuz ve unutturulmaya çalışılan anti emperyalist anlayışımız doğrultusunda, Tam Bağımsız Türkiye şiarını yeniden hatırlatan şerefli bir karar olmuştur.