BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

ABD Ortadoğu'da yeni oyunlar kurma peşinde

Bildiğiniz üzere geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan petrol tesislerine insansız hava aracı ile bir saldırı düzenlenmiş akabinde de tüm dünya ekonomilerini etkileyecek biçimde petrol fiyatları birden aşırı yükselmişti. Tabii ki tüm dünya bir anda uzun süredir İran Suudi Arabistan arasındaki olumsuz ilişkileri de değerlendirerek gelecek yaklaşımlara kilitlenmişti. Sonrasında ise Beyaz Saray, Pompeo ve Trump direkt şahin bir yaklaşımla bu saldırıdan İran'ı sorumlu tutmuş ve yaptırımlar ile gerekirse savaş edebileceği tehdidini de savurmuştu. Karşılıklı ülkeler söz düellosuna devam ederken ne gariptir ki Pentagondan bu saldırının İran tarafından yapıldığına dair en ufak bir ses çıkmamıştı son olarak ta tam tersi ''eldeki verilere bakmak lazım'' gibi bir sözle Pentagon siyasilerden başka bir tavırla işi geçiştirmişti.

38 YIL SONRA BENZER SENARYO

Bu tavır bir anda beni gerilere götürerek, İran Irak savaşını hatırlamama neden oldu. Hatırlarsınız 1980-1988 arası sekiz yıl süren bu uzun savaşta uluslararası silah tüccarları ve ABD başta olmak üzere birçok ülke kan ve gözyaşı üzerinden para kazanırken olan sivil halka ve savaşan ülkelere olmuştu.
Sonrasında ise Obama döneminde yine ABD'nin yarattığı frankeştayn Saddam yine ABD tarafından hem de nükleer silah var savı gerekçesi ile devrilmiş Irak uzun süren savaş ve hâlâ süren karmaşıklık içine sürüklenmişti. İngiltere de dönemin Başbakanı Tony Blair Irak'ta nükleer silah var savı nedeniyle koalisyon güçlerine katılma konusunda halkından özür dilemiş ve dünya kamuoyu bunun savaş çıkarmak ve yönetimi devirmek için öne sürülen bir senaryo olduğunda hem fikir olmuştu. Bunları niçin hatırlatıyorum.?
Özellikle o dönemden daha ağır bir şekilde Trump yönetimi her şeyi ticaret ve kar olarak gören anlayışı ile bu bölgede daha çok silah satılması için uluslararası tekeller ve silah tüccarlarına hizmet etmek ve ABD çıkarları için kan ve gözyaşı dökmekten çekinmemektedir Bu nedenle her olayın perde arkasına bakmakta bir o kadar gerek vardır. İşte ben de İran'a yapılan saldırıyı bu şekilde değerlendiriyorum. Aynı şekilde Suudi Arabistan'la Yemeni karşı karşıya getiren anlayış gibi. Beş yıl önce başlayan savaş ABD'nin bir yılda Suudilere ''Bizimde desteğimizle bu işi Suudiler bitirir'' derken tam tersi süreç günümüzde Yemen lehine döndüğü için Suudiler ABD'ye birlikte savaşalım dediğinde aldıkları yanıt trajikomikti. ABD tarafından söylenen ise ''Biz size silah verelim biz girmeyiz'' bu her şeyi açıklıyor.
Hele Trump'ın bu söz düellosunda ''Bir telefonla dünyanın her yerine gireriz'' açıklaması ve buna sessiz kalan büyük devletler dahil her şeyi açıklamaya yetiyor.
Yani dünya benim diyor ABD hiç bu kadar fütursuz olmamıştı. ABD Türkiye'nin hiçbir zaman müttefiki stratejik ortağı olmadı 35 yıldır başımıza dert olan terör örgütlerini taşeron olarak kullandı. Antiemperyalist ve antikapitalist olmadan tam bağımsız olunamaz.

ÖYMEN'DEN ÖNEMLİ DEĞERLENDİRME

Son günlerde bölgemizde yaşanan gelişmeler ciddi sonuçlar doğurabilecek boyuttadır. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırılar o ülkenin petrol ihraç kapasitesine darbe vurmuş ve petrol fiyatlarında büyük yükselişlere yol açarak dünya enerji piyasalarını etkilemiştir.Yemen'deki İran yanlısı Husi örgütünün sorumluluğu üstlenmesine rağmen saldırıların nereden yapıldığı konusu hâlâ tam açıklığa kavuşmamıştır.
Bu saldırıda drone'ların ve füzelerin kullanıldığı söylense de henüz olayın bütün boyutlarıyla değerlendirilmesine olanak verecek bilgiler dünya kamuoyuna ulaşmamıştır.
Amerika'nın saldırıda İran'ı sorumlu tutan demeçleri o ülkenin hedeflerine karşı askeri müdahale ihtimalini gündemde tutmaya devam etmektedir. Suudi radar ve savunma füze sistemlerinin bu saldırıyı engelleyememiş olması bu ülkenin yaptığı büyük askeri yatırımların yeterince etkili sonuç veremediğini göstermiştir. Bölgedeki bazı güçlü radarların ve füze-savar sistemlerinin böyle bir saldırıya karşı niçin ekili olamadıkları bilinmemektedir.
Diğer önemli bir gelişme Suriye'yle ilgili temaslar ve alınan kararlarla ilgilidir. Suriye'nin ilk defa PYD/YPG'yi bölücü terör örgütü olarak ilan etmesi ciddi sonuçlar doğurabilir. Suriye, Türkiye'den sonra bu örgütü terör örgütü sayan ikinci ülke olmuştur. Bu gelişme Türkiye ile Suriye'nin Adana mutabakatı çerçevesinde işbirliği yapma fırsatını yaratabilir.
Gene Suriye'nin rejim karşıtı silahlı gruplara af ilan edeceğini açıklaması da ülkeden kaçanların geri dönüşünün yolunu açabilir. Türk-Suriye sınırında kurulması öngörülen tampon bölge konusu da belirsizliğini korumaktadır. PYD/YPG konusunda Türkiye ile Amerika arasında bazı ortak çalışmalar yapılmakla birlikte tam bir mutabakat sağlanamamıştır. Amerika'nın müttefik saydığı ve silahlandırdığı Türkiye'nin terör örgütü olarak kabul ettiği bu örgütün varlığı ülkemizin güvenliğini tehdit etmeye devam etmektedir.
Özetle, zaman zaman yaratılan iyimserlik havasına rağmen Türkiye,, Amerika, Rusya ve İran gibi ülkelerin stratejik menfaatlerinin örtüşmediği bir bölgede daha büyük çatışmaların ve tehlikelerin önlenmesi için Türkiye ile Suriye arasında temasların artırılması ve Adana mutabakatı çerçevesinde teröre karşı işbirliğinin yeniden başlatılması şimdi her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.
Geçmiş dönem Milletvekilimiz ve Genel Başkan yardımcımız Sn. Onur Öymen'in konuyla ilgili özet değerlendirmelerini de paylaşmak istedim