BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

Bursa ovası çığlık atıyor

Geçenlerde il başkanlığı dönemimde belediye meclis üyeliği yapan kentin ve ovanın korunmasında birlikte mücadele ettiğimiz değerli dostum Ali Sarı ile konuşurken son günlerde yaşanan kuraklıkla ilgili ovanın ve tarımın yaşadığı riskleri paylaştık.

Dünyamızda ve ülkemizde yaşanan kuraklık kentlerimizde içme suyu üzerinde tehdit oluşturduğu kadar tarım arazileri üzerinde de büyük tehdit oluşturuyor.

Özellikle ovanın göbeği dediğimiz ÇukurcaÇeltikçiYeniceabatArmutDereçavuşSoğanlıMehmet Akif ve Yunuseli köyleri ki şimdilerde mahalle olan, bazıları ise ova olmaktan çıkıp betonlaşan güzelim topraklar yok edilirken şimdi de uzun süredir susuzlukla karşı karşıya. Bir mücadele insanı olarak çiftçilikle de uğraşan Ali bey gelecek açısından çok kaygılı ve üzgün.

Siyasi partiler ister iktidar ister muhalefet olsunlar işleri insanlığa daha iyi bir dünya sağlamak üzere çalışmak ve çözümler sunmak olmalıdır.

Oysa günümüzde bazı partiler iç iktidar mücadelesi ile uğraşırken bazıları da sadece iktidar olmak ve varlığını korumak üzere hareket geliştirirken halk adına insanlık adına çözümler sunmaktan uzaklaşıyorlar tıpkı Bursa ovasının korunması, evrensel bir sorun olan kuraklık ve susuzluk konusunda olduğu gibi.

Değerli dostum Gazeteci Yüksel Baysal ve CHP Nilüfer İlçe Başkanı Fırat Yılmaz'ın geçen günlerde yaptıkları inceleme ve Bursa'nın susuzluğa karşı önlemler başlıklı yazısındaki Çınarcık Barajı ziyaretleri ve önermeleri mutlak dikkate alınmalıdır. Bense bugün başka bir çerçeveden konuyu irdelemek istiyorum.

Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nce belirtildiği üzere tarım arazilerimiz 25 milyon hektar civarında olup, mevcut kaynaklarımızla ancak 9 milyon hektarı sulanabiliyor.

Yukarıda bahsettiğim ova köyleri Çınarcık Barajı kurulduğundan itibaren vahşi sulama yerine damlama sistemi ile sulanıyor. Bu çok önemli ve su tasarrufuna yönelik en iyi yöntemlerden biri ancak su depolanmadığı için maalesef kullanılamıyor ve diğer taraftan da damlama sisteminin bakımları yapılmıyor.

Ayrıca ovada yeraltı sularının çarpık sanayileşme nedeni ile yüzeyden çok aşağılara çekildiğini hatta ovadaki kuyulardaki pompa filtrelerinden boya atıklarının çıktığına çiftçilerin kuyuları kullanamadıklarına tanıklık ediyoruz.

Söylendiği gibi öyle 2024'e falan değil çok acilen bütçeye ödenek konarak Çınarcık barajının bu ova köyleri ile entegre edilmesi sulama sorunlarının giderilmesi gereklidir.

GEÇ DEĞİL HALA BURSA OVASINI KORUYABİLİRİZ

Yıllarca haykırdık vahşice her şeyi rant gören anlayışla çarpık kentleşme ve çarpık sanayileşme ile Bursa ovasını yok ediyorsunuz dedik.

Sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda doğayı çevreyi koruyarak sanayileşmeyi, kentleşmeyi birlikte planlayalım dedik onlarca sanayileşme ve kentleşme sempozyumları düzenledik, raporlar hazırladık, kent yağmasına ova talanına karşı davalar açtık ama dinletemedik.

39.000 hektarlık Bursa ovasının elimizde 13.000 hektarı kalırken onu da sulayamıyoruz. Nerdeyse 44 yıl önce bir belge olarak 1977 yılında yapılan Tarımsal Arazilerin ve Özellikle Bursa Ovası'nın korunması hakkındaki protokolü ve Sn. Erdem Saker döneminde kentin anayasası dediğimiz tüm tarafların katılımıyla hazırlanan 2020 Metropolitan Strateji Planı'nı bir kez daha hatırlatmak isterim. Tarihe not düştüklerimizin faydası yok maalesef su şehri Bursa'dan tarım toprakları sulanmayan Bursa'ya geldik.

Dünyamızda yaşayan insanlar geride bıraktığımız 2000 yılında 6 milyar iken dünya nüfusu şimdi 7.8 milyar. 19. yüzyıl başlarında 1,5 milyar olan dünya nüfusunun,2050 yılında 10 milyara çıkacağı tahmin edilmektedir.

Her yıl dünya nüfusu %1 artmakta ve insanlar çoğaldıkça, doğal kaynaklar süratle azalmaktadır. 1950 yılında 21 milyon olan nüfusumuz, 2020 yılında 4 misli artarak 83 milyona ulaşmıştır.

Yaşadığımız uygarlık, doğal kaynakların yanlış kullanımı ve doğal yaşam alalarına verilen zarar nedeniyle tehlikeye girmiş durumdadır. Kapasitenin üzerinde kullanımının sonucunda dünya, aşırı bir baskıyla karşı karşıyadır. Endüstri devriminden günümüze dek geçen süre içerisinde dünya nüfusu sekiz katına çıkmıştır.

Son 100 yıl içinde, endüstriyel üretim 100 kat artmıştır. İnsan etkinliklerinin ve nüfusun bu inanılmaz artışı çevre üzerinde önemli ölçüde olumsuz etkiler yaratmıştır. Halen yapacak iyi şeylerimiz olacaktır. Siyasiler kendi iç çekişmelerini bırakıp, bireysel çıkarlar yerine toplumsal çıkarları dikkate aldığında bilimsel yaklaşımlarla projeler üretildiğinde, halkımıza yüzlerini döndüğünde sorunları çözebiliriz