BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

CHP Yıldırım ilçe toplantısında yaşananlar bizi derinden üzdü

CHP dünyada devlet kurmuş tek parti olarak, kurumsal kimliği, birikimi, yetkinliği ve birçok unsuru ile bu ülkenin kuruluşundan bu yana yaklaşık yüzyıldır örnek ve öncü partisidir. Birkaç gün sonra doksanaltıncı yaşını kutlayacağımız partinin CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu'nun katılımıyla Yıldırım'da düzenlenen CHP buluşmasında yaşananlar, gerçekten üzüntü verici olduğu kadar da bir o kadar düşündürücüydü.
Ülke gündemine ''Partide yumruklar konuştu'', ''Toplantıda kavga çıktı'', ''Partililer birbirine girdi'', ''Yöneticiler polis karakolunda şikâyetçi oldular'' manşetleri gerçekten de hiç yakışmadı.

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki hangi gerekçe ile veya ne olursa olsun, bir il başkanına veya herhangi bir kişiye şiddet veya hakaret kesinlikle kabul edilemez. Bilgisi, birikimi, söyleyecek sözü olmayanlar ya hakaret ederler yada yüksek sesle bağırarak şiddet uygularlar. Bu bizim partimizin kimliğinde yoktur.

Diğer taraftan bir o kadar da üzüntü veren husus ise yağmur, çamur, kar, kış demeden kamuoyunu doğru bir şekilde bilgilendirme görevi olan ve bizlerin sesini duyuran basın emekçilerine yapılan şiddet de kabul edilemez.
Özellikle her daim görev yaptığım dönemlerde de sonrasında da çok önemsediğim bilinen emekçi kardeşlerimize ve bu durum özelinde AS TV kameramanı Recep Saka'ya yapılan şiddet ve onun görev yapmasını engelleme girişimini de hayret ve üzüntü ile izledik.

Bir partili olarak ona geçmiş olsun diyorum. Şimdi yapılması gereken CHP yönetiminin emekçi kardeşimizden ve ilgili kurumundan ve basın örgütlerinden özür dilemesidir.

PARTİLERDE İLKE VE DEĞERLERDEN UZAKLAŞILDIKÇA SORUNLAR KAÇINILMAZ

Diğer taraftan bunlar niçin yaşanıyor diye sorguladığımızda hiç mi yönetimin bu konuda sorumluluğu bir eksikliği yoktur diye düşünüyor insan, Tabi ki.. sorumluluk ciddi şekilde yönetimi de bağlar. Düşünün ki genel başkan yardımcılarının, milletvekillerinin, parti üyeleri ve yönetimlerin bir arada olduğu bir ortamda saygısızlık, sevgisizlik, hakaret ve kavga oluyor. Türk siyasetinde egemen olan anlayış ve özellikle koltuk hırsı, vazgeçmeyi bilememek, tüzük ve yönetmeliklere aykırı davranışlar, ben merkezli uygulamalar, ne olursa olsun ilkesiz birliktelikler '' ben seni seçeyim, sende beni seç,'' tarzı uygulamalar parti içi demokrasi yerine, lider odaklı seçim sistemleri ve buna birde partili değil de profesyonel partici olanlar eklendiğinde bu durum kaçınılmaz oluyor.

Partili; ne olursa olsun parti ideolojisini, ilkeleri , etik ve ahlaki değerleri öne alır onun için kişi değil esas olan partidir, kişisel beklenti içinde olmaz, işine gelmediğinde parti değiştirmez. Partici ise; profesyonel davranışı gösterir, kişisel beklenti ile siyaset içinde yerini alır, güç odaklarına dayanır, ilke ve ideoloji onun için önemli değildir. Bu ülke, siyaset tarihinde de, partimizde de, fırıldak Kubi gibilerini çok gördü ve hâlâ görmektedir. İşte yeni kurulmak istenen partiler ve sağdan sola soldan sağa dönenler ortada. Tam da sorun burada başlar aslında bu tür insanlar yaşamda hep var olacaktır, ancak varlığını sürdürmek, koltuktan vazgeçmemek adına bu ortamı sağlayan ise yönetimdir. Onun içindir ki bu sorumluluktan kaçamaz. CHP'sinde uzun süredir ilke ve değerler üzerinden hareket edilmediğinden ve partinin geçmişten bugüne değerlerinden uzaklaşıp, genleri ile oynandığından yukarıda belirttiğim olumsuzluklar kaçınılmazdır. Oysa bahse konu olan manşetler yerine, yönetim muhalif yapısıyla, tüm olumsuzluklara karşı kente ve topluma dair önermeleri ile kamuoyunda yer alamaz mıydı?

CHP'DE SİYASAL YAŞAM ANLAYIŞI

Parti tüzüğünün 3. maddesinde (1)Cumhuriyet Halk Partisi ve üyeleri için siyasal yaşamda görev almak, onurlu bir toplum hizmetidir. Erdemli olmak, Cumhuriyet Halk Partili olmanın önkoşuludur. (2) Siyasal görev ve etkinliklerde, kamusal yararın gözetilmesi ve toplumsal çıkarların korunması esastır. (3) Partili için başarı, partinin başarısıdır; siyasal eylem partinin eylemidir. Bu anlayışla partililer, özel yaşamlarında, görevlerinde, işlerinde ve üyesi bulundukları kuruluşlarda aklın ve bilimin öncülüğünde parti ilke ve değerleri doğrultusunda çalışırlar. Siyasal yaşamda erdemliliğe, üretkenliğe, yeteneğe ve emeğe uygun yükselmek esastır. Üyelerin görevleri ve hakları maddesinde ise; Seçimlerde parti adaylarına oy vermekle, onların kazanmalarını sağlamak için çalışmakla ve partinin başarısını en üst düzeye çıkarmak için çaba harcamakla yükümlüdürler.

Şimdi bir kısım dostumuz belki bu konuyu yazmasaydı diye düşünebilir. Ancak Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk ''Partinin eksikliğini görüp de söylemeyenler partiye zarar verir' diyerek bundan 90 yıl önce partilileri eleştiriye teşvik ediyor.

Uğur Mumcu ise çok bilinen sözüyle ''Uygarca paylaşılan sorumluluk bilinci, özgürlüğün de, demokrasinin de tek güvencesidir. Unutmayalım ki cesur bir kez, korkak bin kez ölür. Önemli olan, insanın böyle bir toplumda 'mezar taşı' gibi suskunluk simgesi olmamasıdır.''İşte bu sorumluluk duygusuyla yazıyorum.