BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

Her şeyde olduğu gibi bu acı tecrübe de sanırım unutuluyor

17 Ağustos 1999'da yaşanan ve binlerce insanımızın ölümü, yaralanması ile sonuçlanan ülke tarihinin en acı depremlerinden biri olan Marmara depremini 20. Yıldönümünde bir kez daha hatırlayalım hatırlatalım istedik. Bu büyük deprem de 364.905 konut ve işyeri yıkıldı veya ağır hasara uğradı.Resmi rakamlarla 18.000 yine çeşitli kaynaklarca belirtilen resmi olmayan rakamlarla 37.000 insanımız yaşamını yitirdi, 48.000 kişi yaralandı. Depremin ekonomik maliyeti ise dünyadaki ve ülkemizdeki kaynaklara göre 15 -19 milyar dolar arası gerçekleşti. Bu büyük sorunla ilgili 2100 dava açıldı sadece bir müteahhit sembolik bir dava sonucu ceza aldı.

Deprem sonrası oluşturulan mevzuat düzenlemelerinin maalesef ranta dönük olması ile ticarileştirilmesi diğer taraftan kentsel dönüşüm programlarının rant içerikli imar uygulamaları ve dere yatakları ile kıyıların imara açılması, her yere AVM ve gökdelenlerin yapılması, TMMOB'ye bağlı odaların görevleri içinde bulunan mühendislik, mimarlık hizmetlerinin mesleki yeterlilik, belgelendirme, denetleme görevlerini dışlaması, gerçekte ''bu doğa olayını'' bazılarına göre ise ''işin fıtratında olan felaketi'' unuttuğumuzun ve ders çıkarmadığımızın göstergesidir.

Bugün, 20 yıl önceki durumdan daha iyi bir durumda değiliz. Daha önce Düzce ve Artvin'de sekiz yurttaşımızın, sonrasında İstanbul gibi bir büyük metropolde bir yurttaşımızın dün yaşanan selde yaşamını kaybettiği,kentin sular altında kaldığı, yağmurla oluşan selin bugün de halen olumsuzlukların devam ettiğinin ifadesidir. Bu çerçevede yeşil alanların imara açılması, İstanbul'da gerçek şekilde oluşturulmuş 493 Deprem toplanma alanının 77 ye düşmesi, parsel bazında imar değişiklikleri, yaşanan olumsuzluklara ve 1999 Marmara Depremi'nden hiçbir ders alınmadığına yönelik birkaç örnektir. Depremlerde toplanma yerleri olan alanlardaki hızlı yapılaşma ülkemizin tek başına bile depremlere hazır olmadığının bir göstergesidir. 20 yılda yaklaşık 70 milyar TL toplandı. 2000 yılından bu yana deprem vergisi olarak 70 milyar TL. toplandı. Diğer taraftan ise Özel İletişim Vergisi olarak bu yılın ilk yarısında 1.8 milyar lira toplanırken bu kaynakların ne tür alanlarda kullanıldığı ise bilinmiyor. Bir çok alanda olduğu gibi bu noktada da şeffaflık ilkesi çalışmıyor. Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in, geçmişte Van depreminin ardından toplanan vergilerin sağlık, eğitim, duble yollar için harcandığını söylemesi hala hafızalarımızdan silinmedi. Halbuki bu kaynaklar depremsellik açısından yeterli olmayan yapı stokunun rehabilitasyonu ile gerçek anlamda rant amacı güdülmeden ve o bölgenin kültür ve yaşam şeklini, kentsel estetiğini bozmadan yapılacak olan kentsel dönüşümlerde kullanılarak depreme dayanıklı yapılar oluşturmasında kullanılabilirdi. Anlaşılıyor ki maalesef Merkez Bankası'nın yedek akçesini bile bütçe açığında kullanma yaklaşımı bu kaynakların da amacına uygun kullanılmadığını gösteriyor.

İŞSİZLİK RAKAMLARI BAŞ DÖNDÜRÜYOR

Son günlerde bir çok kez hükümet yetkilileri Türkiye'nin bir şahlanış döneminde olduğunu ifade ediyor. Aynı şekilde devletin bazı kurumlarındaki ekonomik raporlarda işsizlik artışı ifade edilirken bir miktar arttı(!) diye belirtiliyor. Oysaki;
Geçen döneme göre göre işsizlik artışının %9,7'den %12,8 e Genç işsizlik oranının ise %17,8,'den %23,3'e artarak her 4 gençten 1 inin işsiz konumda olduğu biliniyor. Mayıs/2018 de 3.156.000 olan işsiz sayısı 1.027.000 artarak dönemsel olarak mayıs/2019 da 4.157.000'e ulaştı. Sanayi üretim endeksine göre Haziran üretiminin geçen yılın aynı ayına göre yüzde 9,6 düşüş göstermesi işsizliğin artacağına ilişkin önemli bir veridir. Bütçe rakamlarına baktığımızda ise 2018 yılı ocak-haziran döneminde 46,1 milyar lira açık veren bütçe, 2019 yılı ocak-haziran döneminde 78,6 milyar TL açık verdi. Oysaki (YEP)'te açıklanan 2019 yıl sonu bütçe açığı öngörüsü ise 80,6 milyar TL olarak belirlenmişti. Bu durumda maalesef bir yıllık bütçe açığına ilk altı ayda ulaşılmış oldu.


Diğer taraftan döviz kurlarındaki gerilemelere rağmen bir paradoks olarak mayıs ayından bu yana sanayide kullanılan elektriğe %40'a doğalgaza ise %15'e yakın zam gelmesi motorinin litre fiyatının 17 kuruş, benzinin litre fiyatının ise 6 kuruş zamlanmasının üretim girdilerindeki maliyetlerin aşırı bir şekilde artmasına ve zaten rekabet sorunu yaşayan sanayicinin uluslararası rekabette de büyük sıkıntılar yaşamasına neden olacaktır.