BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

İş kazaları kader değildir

Bildiğiniz üzere 3 Temmuz günü Sakarya'nın Hendek ilçesinde kurulu havai fişek fabrikasında bir patlama yaşanmıştı. Patlamada 7 kişi yaşamını yitirmiş, 126 kişi de yaralanmıştı. Birkaç gün öncede bu kez fabrikadan patlamamış malzemeleri taşıyan kamyonda patlama yaşandı. Olayda 3 askerimiz şehit oldu. Şimdi insan düşünemeden edemiyor. Arka arkaya yaşanan bu elim olaylara kader diyebilir miyiz ? Gerek fabrikadaki patlamada gerekse sonrasında imha işlemi sırasında yaşamını yitiren ve yaralananların sorumluluğu ilgililerde değil midir? Halbuki ''Büyük Kaza Senaryoları", Acil Durum Planları",Risk yönetimi ve değerlendirme yaklaşımları''ile iş güvenliği kurallarına uyulmuş olsaydı yetkili makamlar gerekli denetimleri bilime fenne ve tekniğe uygun şekilde gerçekleştirselerdi bu kazalar yaşanır mıydı? Bir taraftan bu sorular bitmez bir şekilde sorulurken diğer taraftan da keşkeler, pişmanlıklar ve taziyelerle olay devam eder taa ki bir sonraki olaya kadar da unutulur gider. Şimdi ise Sn Bakan'ın ifadelerinden Teftiş Kurulu'nun kararı ve değerlendirmeleri ile fabrikanın çalışma izninin askıya alınacağını, sonrasında ise iptal işleminin gerçekleştirileceğini, olayda eksikliklerin bulunduğunu birtakım tedbirlerin alındığını öğreniyoruz. Bu durum maalesef önleyicilik içermeyen birçok kayıp yaşandıktan sonra sadece değerlendirme odaklı kayıpları ve acıları ortadan kaldırmayan bir durumdur.

TÜRKİYE VE DÜNYADA İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

Dünyada İş Sağlığı ve Güvenliği alanındaki çalışmalar 15. yüzyılda sanayi ve madenciliğin gelişmesiyle birlikte ele alınmaya başlanmıştır. Ülkemizde ise ilk 1865 yılında DİLAVERPAŞA NİZAMNAMESİ ve 1869 yılında MAADİN NİZAMNAMESİ ile birlikte çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde gelişmiş ülkelerde İş Sağlığı ve Güvenliği alanında gelişmeler üst düzeyde ele alınmaktadır. Bu bağlamda da iş kazaları ve meslek hastalıkları yönünden gelişmiş ülkeler ve özellikle Avrupa birliği ülkeleri istatistiksel olarak bizden çok daha iyi durumdadırlar.


Türkiye'de Avrupa Birliğine uyum süreci nedeniyle daha önce çıkarılmış olan 4857 Sayılı İş Kanunu ile 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na ilave olarak 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununu 2012 yılında çıkararak önemli bir adım atmış oldu .Kanun içerik olarak Avrupa Birliği ülkelerinde uygulanan kanunlarla yakın benzerlik taşısa da uygulama anlamında pratikte bazı farklılıklar göze çarpmaktadır. Örneğin devlet denetimleri yeterli sayıda yapılmamaktadır. Bunda etken olarak müfettiş sayısının yetersizliği sayılabilir.
Bazı işverenler ekonomik kaygıları ön planda tutarak hayati önem taşıyan işyeri kusurlarını görmezden gelerek, yada iş akışını, üretimi ve siparişleri önceleyerek alınması gereken önlemleri zamanında almamaktadırlar.

TÜRKİYE ÖLÜMLÜ İŞ KAZALARINDA AVRUPA BİRİNCİSİ

Türkiye'de kanun kapsamına girdiği halde İş güvenliği uzmanı ve İşyeri hekimi çalıştırmayan yaklaşık yüzde 60 oranında firma bulunmaktadır. İşyeri hekimleri sadece işyerine gelerek hastalığı olan çalışanı muayene edip ilaç yazan bir kurum olarak görülmektedir. İşyeri hekimlerinin asli görevleri ilaç yazmak yerine iş sağlığı yönünden işyerini denetlemek, önlem alınmıyorsa Çalışma Bakanlığı'na bildirim yapmaktır.
İSG ise bütün sorumluluğun yüklendiği kişiler olarak görülmektedirler. İşyerinde önlem alınmıyorsa İSG uzmanı Tespit ve Öneri defterine yazarak Bakanlığa bildirim yapması gerekir.
Ancak ücretini aldığı işyerini bakanlığa şikayet etmek pratikte olanaklı değildir. Diğer taraftan İSG uzmanları bu süreçte işsiz kalma korkularından dolayı bildirim de yapamamaktadırlar. Bazı OSGB firmaları iş alabilmek adına fiyat yarışına girerken diploma kiralama, B sınıfı uzman tanımlayıp firmaya C sınıfı yeni mezun kişileri gönderme, çok tehlikeli iş alanlarında o alanda tecrübesi olmayan uzmanları çalıştırma gibi mevzuat boşluklarından yararlanmaktadırlar. Bu da firmalar tarafından alınan hizmetin kalitesini düşürmektedir.
Kurumsallığını tam sağlayamamış firmalarda çalışanlar genel kurallara uymak konusunda direnç göstermektedirler. Sonuç olarak İş Sağlığı ve Güvenliği alanında üzerine görev düşen birçok kurum ve kuruluş bu görevi hakkıyla yerine getirmemektedir.
İşte tüm bu nedenlerden dolayı AB'nin resmi istatistik ofisi Eurostat ve Sosyal Güvenlik Kurumu'nun (SGK) verilerine göre Türkiye iş kazalarında en fazla insanın hayatını kaybettiği ülkeler sıralamasında birinci. Türkiye'de her gün 217 iş kazası olmakta, 4 işçi, iş kazası sonucu hayatını kaybetmekte, 5 işçi iş kazası sonucu iş göremez hale gelmektedir.