BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

Kadına karşı şiddet bir insanlık suçudur

Birçoğumuzun bildiği üzere 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü'dür. Geçen hafta bu önemli gün çeşitli etkinlikleri ve verilen mesajları ile gündemde yerini aldı. Ancak kadına yapılan şiddete yönelik farkındalık yaratmak üzere oluşturulan bu gün maalesef diğer anma ve hatırlama günlerinden farksız bir şekilde sadece içimizi yaralayan, acı olaylar oluştuğunda ve gündeme düştüğünde hatırlanıyor. O nedenle ben de bir yurttaş sorumluluğu ile erkek egemen toplumumuzda insanlık suçu olarak değerlendirdiğim ve lanetlediğim kadına yönelik şiddeti köşe yazımda tekrar gündeme taşıyarak farkındalık yaratmaya katkı koymak istedim.

Zira bu acı, ve bir o kadar da vahşice yaşanan mevcut durum sadece yasal düzenlemelere bağlı kalmadan, yılın her günü hatırlanarak ve hatırlatılarak, toplumu bilinçlendirerek, eğiterek, bireyleri genel şiddet eğilimlerinden uzak tutarak ve herkesin de bu konuda duyarlı olmasıyla çözümlenebilir.

MEVCUT GÖSTERGELER CAN SIKIYOR

Toplum olarak kadına yönelik şiddet maalesef genellikle kadınlarımızın katledildiği ve ölümlü, durumlarında dikkate alınıyor. Halbuki Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'nde kadınlara yönelik şiddet, "İster kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlamaya veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma" şeklinde tanımlanıyor. Dünya Sağlık Örgütü istatistiklerine göre, dünyadaki üç kadından biri yaşamları boyunca en az bir kez fiziksel ya da cinsel saldırıyla karşı karşıya kalıyor. Ülkemizde ise neredeyse her gün bir kadın katlediliyor. İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2014-2017 yılları arasında cinsel şiddet mağduru olduğu gerekçesiyle güvenlik birimlerine getirilen kız çocuğu sayısında yüzde 67 artış yaşandı. 2016 / 2017 / 2018 yıllarında 932 kadın son 10 yılda ise tam 2337 kadın şiddete maruz kalarak hayatını kaybetti. 2008'de 80 kadın ile 2017 yılında 409 kadın hayatını kaybederken 2008 ile 2017 arasında 10 yıl içinde ölümlerde 5 kat artış oldu
Kadınlara şiddetle ilgili mesajların yoğunlaştığı bu günlerde bile dün, insan sıfatını bile kendisine fazla gördüğüm bir şahsın bir kadına küçücük çocuğunun yanında sokak ortasında ağır şiddete maruz bıraktığını, gördüğü şiddetten bir ara kaçıp kurtulan kadının arkasından ağlayarak koşan yavrusunun enstantanelerine, içimiz burkularak, üzülerek TV ekranlarından tanıklık ettik.

CİNSİYET EŞİTLİĞİNDE SON SIRALARDAYIZ

Dünya Ekonomik Forumu'nun 2018 Cinsiyet Eşitliği Raporu'nda Türkiye, kadın-erkek eşitliği konusunda 149 ülke arasında 130. sırada yer alıyor. Oysa Kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk , daha Kurtuluş Savaşı öncesinde kadınların toplumda her alanda yer alması gerektiğini, kadınların topluma sağlayacağı yararları ve kadının toplumdaki önemine değinerek:

"Daha selametle, daha dürüst olarak yürüyeceğimiz yol vardır. Büyük Türk kadınını çalışmamızda ortak yapmak, hayatımızı onunla birlikte yürütmek, Türk kadınını ilmi, ahlaki, içtimai, iktisadi hayatta erkeğin ortağı, arkadaşı, yardımcısı ve koruyucusu yapmak yoludur'' diyordu. 100 yıl sonra ülkemizde "Dekolte giyen kadın sonuçlarına katlanır diyen" profesörler ile ''dekolte giyen tacizcidir'' diyen sunucular varken, 13 yaşındaki kız çocuğu 26 kişinin hayvani duygularına esir edildiğinde, "rızası var" gerekçesiyle cezalar düşürülebiliyorsa, çocuk gelinlerin sayısı son on yılda 16-17 yaş grubunda 380 bini bulmuşsa, Türkiye'de kadınların yüzde 40'ı görücü usulüyle evleniyor, yüzde 20'si ise nikâhsız yaşıyorsa, okur yazar olmayan nüfusun %85 ini kadın nüfusunu oluşturuyorsa Atatürk'ün yukarıdaki sözlerinden ders almamışız , kadının önemi ve yeri konusundan anlayış olarak 100 yıl öncesinden geriyiz demektir
Kadını feodal yapı ve çevre baskısından kurtarmak. sosyal ve ekonomik sıkıntılarını gidermek için ; eğitim ve kültür ve bilinç düzeyini artırma yolunda sonuç alıcı çalışmalar gerçekleştirmelidir. Kadının özgürleşmesi için kadınları erkeklerden farklı kabul eden, eşit saymayan, ayrımcı, cinsiyetçi bir anlayış karşısında mücadele etmeye devam etmeliyiz; Hiçbir ideolojinin, hiçbir düşüncenin, hiçbir inancın kadını ezmesine izin vermemeliyiz.