BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

Merkez Bankası kararı ve ekonomik değerlendirme

Ülkemizde uzun yıllardır kitleler üzerinde yapılan tüm anket ve göstergelere bakıldığında geniş kesimlerin ilgi alanında öncelikli sorunların genelde ekonomi ve terör yerelde ise ulaşım olduğunu görmekteyiz.
Sosyal bilimci Abraham Maslow tarafından oluşturulan kişilerin gereksinimleri kuramı kapsamında Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi birincil olarak temel ve fiziksel ihtiyaçlar, ile sonrasında güvenlik gereksiniminin olduğu belirlenmiştir. Buradan hareketle öncelikli iki konu sürekli gündem oluşturmaktadır. Uzun yıllardır ekonomideki istikrarsızlık nedeniyle sanayimiz büyüme sıkıntısı çekmekte, dar gelirli halkımız sürekli fakirleşerek bu durumdan da son derece etkilenmektedir.


24 Ocak 1980 kararları sonrası ülkemizde 1986/1994/1998/2001/2008/2018 ekonomik krizleri başta olmak üzere küresel krizler de dahil onlarca krizle karşılaştık. Ekonomilerin sağlıklı işleyebilmesi öncelikli bir güven ortamının sağlanmasına, kaynakların verimli kullanılmasına, dış etkenlere karşı ciddi bir stratejik planlamaya ve siyasi istikrara bağlıdır.
Oysa ülkemizde 2002 yılından beri tek parti iktidarı yaşanmasına, bu bağlamda sözde siyasi istikrar olduğu düşüncesine rağmen nedendir ki ekonomimiz sürekli olumsuza evrilmekte iç ve dış borçlarımız artarken eldeki kaynaklarımız erimekte hatta Merkez Bankası'nın yedek akçesi diye tabir ettiğimiz kaynağın bile hazineye devrine karar verilmektedir.
2018 yılı Ocak-Mayıs 5 aylık dönemde 20,5 milyar TL açık veren bütçemizin , bu yıl Ocak-Mayıs döneminde 66,5 milyar TL açık verdiğini biliyoruz. Hazine ve Maliye Bakanlığı'nca geçen yıl eylül ayında açıklanan Yeni Ekonomi Programı'ndaki hedefe göre, bütçe açığı 2019 yılında toplam 80.6 milyar TL olması bekleniyorken, 2019 bütçe açığımız %82.5'ine ilk 5 ayında ulaşmış oldu.
1990 lı yıllardan beri meslek odalarında görev yaptığım dönemlerde gerçekleştirdiğimiz onlarca sanayi kongresinde gerekse otomotiv ve tekstil sempozyumlarında ekonomiyi yönetenlere ilettiğimiz en önemli önermemiz rant ekonomisinden üretim ekonomisine şiarı ve rant yerine ulusal sermaye ile üretime yönelik desteklerin, stratejilerin var olduğu ekonomik modellerin benimsenmesi ve güven ortamının yaratılmasıydı.

MERKEZ BANKASI'NIN BAĞIMSIZLIĞI ÜZERİNE

Ekonomide güven ortamı gereklidir derken; tüm dünyada olduğu gibi örneğin Amerikan Merkez Bankası (FED) Avrupa Merkez Bankası (ECB) İngiltere Merkez Bankası (BoE )ve diğerleri gibi kurumsal kimliği güçlü merkez bankalarının ve tabi ki Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası'nın da (TCMB) bağımsızlığı,ekonomi kurumlarındaki en temel unsurlarından biri olup Merkez Bankası Kanununda da bu amaçla düzenlenmiş maddeler içermektedir.
Buna rağmen Merkez Bankası başkanının görevden alınması ile ilgili KHK'nın içeriğinde bulunan kurumsal hedeflere ulaşma performansında enflasyon hedefini tutturmak sadece Merkez Bankası başkanının hedefi olmayıp para politikasına yön veren para politikası kurulu ile diğer ekonomiden sorumlu kurumlara da ait bir hedef değilmidir.? Diğer taraftan bu tür kararların kurumsal itibarı ve bağımsızlığı tartışmaya açarken yukarıda da bahsettiğim ekonomideki iç ve dış aktörler açısından da ekonomi üzerinde de güven ortamını sarsan etkiler yaratma ihtimali yüksektir.

TERÖRLE MÜCADELE ULUSAL BİR GÖREVDİR

2013 yılında teröre kurban verdiğimiz 52 kişinin acısı dinmemişken 2 gün önce Reyhanlı'da yeni bir terör girişimini yaşadık. Terör nereden ve nasıl gelirse gelsin hangi kaynaktan beslenirse beslensin, bireysel veya örgütlenmiş bir terör örgütü biçimiyle ya da devlet terörü olarak karşımıza çıkarsa çıksın her şekilde bir insanlık suçudur.
Ve topyekün mücadele etmek gereklidir. Bizler biliyoruz ki bu insanlık suçunu işleyenler kadar kendi çıkarları uğruna bunları kuran, besleyen, her türlü lojistik destek sağlayan emperyalist güçler ve uluslararası silah tüccarları da suçludurlar.
Bölücü terör ile mücadele , O büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk'ün ve silah arkadaşlarının kurduğu bize emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığı ile bölünmez bütünlüğümüzü ilgilendiren bir gelecek meselesidir.
Bu konunun her türlü parti anlayışı ve siyasi tartışmaların üstünde, ulusal dayanışma ruhu ile ele alınması hepimiz için tarihi bir sorumluluktur. Hiçbir düşünce, hiçbir mazeret bundan kaçmayı meşru göstermeyecektir. Birleşmiş Milletlerin son yaptığı skandal bir antlaşma imzalayarak veya İstanbul seçimleri öncesinde olduğu gibi gerek devlet televizyonuna çıkarak gerekse mektupla teröristlerin siyaset belirleyici aktör olarak gündem belirlemesine olanak tanınamaz ve hiçbir şekilde ellerinde silah olan cinayet şebekesi terör örgütleri ile müzakere edilmez, mücadele edilir.