BLOG

Gürhan AKDOĞAN

gurhanakdogan@gmail.com

Türk devrimleri karşıtlığı ile Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı bitmedi

Gecen hafta içinde AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, katıldığı bir fuar da ettiği milletvekili yeminini unutarak ‘’Tarihteki en sert kültürel devrim Türkiye’de yaşanmıştır. Mesela Fransız Devrimi her şeyi yıkmıştır ama lügate yani dile dokunmamıştır. Yine en sert devrimlerden bir tanesi MAO’nun Çin’de yaptığı kültürel devrimdir ve o da dile dokunmamıştır. Ama maalesef bir kültür devrimi olarak cumhuriyet bizim lügati mızı, alfabemizi, dilimizi, hasılı bütün düşünmemizi yok etmiştir." İfadelerini kullandı. Mahir Ünal ne diyordu ettiği yeminde “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”Neymiş? Demokratik Laik Cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağına büyük Türk millet önünde namusu ve şerefi üzerine andiçmiş. Şimdi bu durumun neresinden tutarsın? Sn. Ünal öyle düşünüyorsan yani karşı devrimciysen bu yemini niçin ettin? Yok yemini ettin ama Cumhuriyet ve devrimler karşıtısın o zaman da yeminin gereğini yerine getir en hafifinden senin varlık nedenin o yüce mecliste oturmana bu sözleri söyleyebilecek ortam bulmana vesile olan Türk devrimleri ile taçlandırılmış Cumhuriyete borçlu olduğun o makamdan istifa et. Bilesin okuma yazma oranının yüzde 5’lerde olduğu ve kimsenin okuduğunu anlamadığı o dönemlerden bu günlere o karşı çıktığın Kültür devrimiyle geldik.

Bir kez daha hatırlayalım. Bu yaşadıkları aydınlık Cumhuriyetin kazanımlarından yararlanıp ta Cumhuriyete ve kurucusuna küfür eden onu geriye götürmeye çalışan Atatürk’e ‘’gavur’’, ‘’deccal’’ diyen, annesi Zübeyde Hanım'a bile ağza alınmayacak sözlerle hakaretler eden, ‘’Keşke Yunan kazansaydı’’ diyen Fesli Kadirler mi ararsınız? Ya da Cumhuriyet için ‘’600 yıllık İmparatorluğun 90 yıllık reklam arası sona erdi” diyen milletvekili Babuşcular mı arasınız? Biri ‘’kefere’’ derken öbürü “Ama 1924’den sonra ne yaptılar. Müslümanlığı inkâr ettiler. Başörtüsünü, çarşafı tehdit olarak gördüler. Camileri kiliselere çevirmek istediler. Arapça okunan ezanların dilini değiştirdiler. Yani bir yanda dinimizi değiştirmeye çalıştılar, bir yandan dilimizi değiştirmeye çalıştılar’’ diyen Metinerler mi ararsınız? Diyanet işleri koltuğunda oturmasını sağlayan eşsiz önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e Ayasofya camii açılış hutbesinde lanet okuyan Erbaşlar mı ararsınız say say bunlar bitmez.

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ve oluşturulmuş aydınlık toplum yapısının en önemli iki ayağı laik devlet yapısı ile Kemalist devrimlerdir. Karşı devrimcilerin ana hedefi de bu nedenle en başta laikliktir. Cumhuriyet Devrimi’ni kalıcı kılan da saltanatın ve hilafetin kaldırılması, eğitim birliğinin sağlanması, şeriat hukukundan çağdaş hukuka geçilmesi, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasıdır. Bu ise Laik devlet düzeni ile sağlanabilir. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin yerine şeriat devleti ve saltanat yönetimi isteyenlerin Cumhuriyet ve Atatürk’e saldıranların öncelikle laikliği yıkmayı amaçlamalarının temel nedeni budur. Gericiler tarafından eleştirilen ve bazı Müslüman ülkeler tarafından din aleyhtarı görülen devrimlerle ilgili olarak o dönemler de Pakistan'ın ilk dışişleri bakanı Muhammed Zafirullah Han,1951 de Türkiye'ye resmi ziyaretinde Atatürk sonrası Türkiye'yi hatıralarında şöyle ifade ediyordu: "Atatürk devriminden sonra, İslam ülkelerinin genel kanısı, Türkiye'de dini değerlere saygısızlık ediliyor şeklindeydi. Ama benim gördüklerim bunun tam tersiydi ve söylentilerin sadece bir itham olduğunu gördüm’’.

Atatürk 30 Ağustos 1925 tarihli Kastamonu konuşmasında devrimlerin amacını açıklarken; "Türk Milletinin son asırlarda geri kalmasına neden olan bütün kurumları kaldırarak yerine milletin karakterine, şartlara ve çağın gereklerine uygun ve ilerlemeyi sağlayacak yeni kurumlar kurmak ve Türkiye'yi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkartmaktır. Diye ifade etmiştir.

Son olarak;1927 yılında Nutukta ifade ettiği üzere Politika âleminde, birçok oyunlar görülür. Fakat, kutsal bir ülkünün belirtisi olan Cumhuriyet yönetimine, çağdaş harekete karşı bilgisizlik ve bağnazlık ve her çeşit düşmanlık ayağı kalktığı zaman, özellikle ilerici ve cumhuriyetçi olanların yeri, gerçek ilerici ve cumhuriyetçi olanların yanıdır; yoksa gericilerin ümit ve faaliyet kaynağı olan yer değil… 1927 (Nutuk II, s. 893

Cumhuriyetimizin kurucusu, Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e dil uzatanlar bilsinler ki; Mustafa Kemal’in askerleri olarak hem O’nun maneviyatına hem de bizlere emanet ettiği Cumhuriyetimize, ilke ve devrimlerine her daim sahip çıkacağız.’